Dev Gezegen Jüpiter’in Üzerinde Durmaya Çalışırsanız Ne Olur?

Please log in or register to like posts.
Haberler
Güneş Sistemi’nin en büyük gezegeni olan Jüpiter, astronomların henüz tespit edemedikleri, etseler de aydınlatamadıkları pek çok gizem barındırıyor. Bu dev gezegeni gören herkesin aklına mutlaka bir defa düşmüş o sorunun cevabını arıyoruz.

Roma mitolojisinin Yunan mitolojisindeki Zeus’la eş görülen tanrıların tanrısı Jüpiter gerçek değildi. Ancak insanoğlunun aklı ve çabası, ona Güneş Sistemi’ndeki mümkün olabilecek en büyük varlığın tanımını yükledi. Bir gaz devi olarak binlerce metrelik fırtınalarıyla, onlarca irili ufaklı uydusuyla arzı endam eden bu gezegen üzerinde durabilir miyiz?

Bu sorunun cevabını hayal gücümüzde canlandırmak için yer çekimi, atmosferik basınç ve sıcak olduğu kadar güçlü rüzgarlarını bir an için unutalım, sadece Jüpiter’in atmosferine doğru giriş yapalım.


Juno uzay aracından gelen son resimlerle oluşturulan Jüpiter fotoğrafı

Jüpiter, derin atmosfer tabakasının altında, sıvı ve metalik hidrojen okyanusları bulunuyor. Bu tabaka gezegenin çevresini sardığı için, herhangi bir yerinden yüzeye ulaştığınız anda, on binlerce kilometre batmanız gerekiyor. Sonunda ulaşacağınız yer ise Jüpiter’in sıcaktan erimiş ve tekrar yoğunlaşmış olan çekirdeği oluyor.

Aslında Jüpiter’in içinde nelerin döndüğü tam olarak anlaşılabilmiş değil. NASA’nın Juno göreviyle birlikte üstlendiği bilimsel amaçlarla gezegene ulaşmış olması da yeterli gelmedi. Juno, bulutların ardında neler döndüğünü anlamak için yer çekimi verileri ve elektromanyetik ölçümlemeler kullanacak.


Juno uzay aracından gelen yakın plan fotoğraflardan birisi. Yüzlerce kilometrelik fırtılalar, rüzgarları ve kolları

Bu aşamaya kadar o mühim sorunun cevabı hakkında tatmin olamadığınızın farkındayım. Bu nedenle günümüz teknolojilerine ve verilerine dayanarak akıl yürütmeye devam edelim:

Jüpiter’in atmosferinin hemen dışında sıcaklık yaklaşın 630 santigrat derece. Atmosfere giriş yaptıkça basınç, rüzgar hızı artıyor ve sıcaklık düşmeye başlıyor. 1995 yılında gezegene gönderilen dalış aracı, atmosfere girdikten 58 dakika sonra yalnızca 156 kilometre ilerleyebildi. Sonrasında elektronik devreleri arızalandı. Alınan son veriler ulaştığını bildiğimiz noktada basınç, Dünya’daki deniz seviyesindeki basıncın tam 23 katı ve sıcaklık ise 15 santigrat derece.

Bu deneyin üzerinden 23 yıl geçti ve sonrasında daha detaylı veriler edinebildik. Varsayımlara devam edelim ve 500 kilometreye kadar inelim. Buradaki görüş alanı neredeyse 0 ve kalın amonyak bulutları, saatte yaklaşık 360 kilometre hıza ulaşan rüzgarlarla sürükleniyorlar.

Amonyak bulutlarını da bir şekilde aşmayı başarıyoruz. Karşımıza daha fazla su barındıran ve daha yoğun olan bulutlar çıkıyor. Bu noktada Juno’nun açıklığa kavuşturması gereken çok daha karmaşık atmosfer koşulları mevcut. Fakat neler olduğu hakkında bir bilgimiz var: Bu bulutlar, yapıları gereği ne gaz ne de sıvı olan bir ara madde formundalar ve hidrojenden oluşuyorlar.


Cosmos belgeseli için hazırlanmış bir animasyon

Yaklaşık 2.5 saatlik bir yolcuğun ardından, sıvı formundaki metalik hidrojen okyanusuna ulaşmış olacağız. Yapı olarak daha yoğun olan ağır maddeler, bu okyanusa daldıktan saatler sonra merkeze ulaşabiliyorlar. Yani Jüpiter’in yüzeyini oluşturan bu okyanuslarda ayakta durmak ve hatta durmak mümkün değil.

Jüpiter’in derin okyanuslarının altında, dünyamıza benzeyen karasal yapıya sahip, sert kayadan oluşmuş bir çekirdeği olduğu düşünülüyor. İşte bu noktada gene yazı boyunca gördüğünüz mükemmel resimleri Dünya’ya gönderen Juno’dan sonuç bekliyoruz.

Kısacası mitolojik olarak tanrıların tanrısına verilen bir ada sahipse, bunun bir nedeni var.

kaynak

Beğenmeyenler ?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir