Akıllı Cihaz Teknolojisindeki Gidişata Karşı Manifesto

Please log in or register to like posts.
Haberler
Dijital sanal asistanlar başta olmak üzere ‘akıllı’ olarak adlandırılan teknolojik boyuttaki gelişmeler, cihazların insanlarla iletişimi yerine, daha çok insanların cihazları anlamasına dönük olarak işliyor. Bu yazı işte bu gidişata dur diyor.

Teknoloji alanında çalışan bir çoklarımız gibi ben de her şeyin dijital olduğu, birbirine bağlı ve imkanlarla dolu bir dünya hayal ederek büyüdüm (ben eşittir bu makaleyi kaleme, pardon, ‘klavyeye’ alan “ASSAF BACIU“. Bakınız makale sonu kaynak bağlantı). Robotlar birbirleriyle ve bizle konuşacak, arabalar şehirlerin üzerinde süzülecek, yemeklerimiz hap şekline dönüşecekti. İşe bakın ki daha birkaç yıl öncesinde ‘Birbirine Bağlı Cihazlar (IoT)’ ile birlikte başlayan gelişmeler, geleceğe dair bu tip bir dünya hayalinin hemen köşe başında olduğunu gösterdi bizlere.

Bilim kurgu anlatılarının yıllardır konu edindikleri, gazetecilerin, yatırımcıların ve meseleye yatkın olanların arzuyla kucakladıkları bu ‘bütünüyle dijital’ dünya ideali nedeniyledir ki, makineler arası iletişim ve ‘bağlı cihazların’ çıkışı, önü alınamaz bir fırsat ve güç olarak sunuldu bizlere övgüyle. Aklınıza gelebilecek her çeşit ‘bağlı’ cihazı yapıp piyasaya sürmek için düzinelerce girişimci firma türedi.

Fakat o da ne; tüm bu söylemler ve ümitler boşa çıkmasın mı? Bir yandan buzdolaplarıyla konuşup, diğer yandan köpek tasmalarına bluetooth bağlantıları kurarken, geriye dönüp nerede hata yaptığımızı, asıl ihtiyacımız olan şeyin bu olup olmadığını sorgulamaya başladık. Akıllı bir tost makinesinin alt yapısını hazırlayan teknoloji tabii ki eğlenceli geliyor ama, böyle bir şeye ihtiyacımız var mı gerçekten? Bu teknoloji, teknolojinin hayrına mı tasarlandı, yoksa insanların hayatlarını daha müreffeh hale getirmek için mi? Yegane soru buydu aslında.

Geçtiğimiz birkaç ay süresince ‘akıllı alan’ olarak adlandırdığımız cenahta ‘rönesans’ olarak tanımlayabileceğimiz gelişmeler yaşadık. Geçen yılın sonlarında Facebook’un kurucusu Mark Zuckerberg, yapay zeka ile akıllı cihazların modern evliliğinin bir başlangıcı gibi görünen kendisine ait yapay zeka sistemi olan ‘Jarvis’in tanıtımını yapmıştı. Bununla birlikte Amazon Alexa ve Google Assistant gibi ürünler de, bu cihazların ‘internetle bağlı’ hayatlarımızda devrime yol açabileceklerine dair hissiyatı körüklemişti.

Fakat şunu bilmeliyiz ki; üstün teknoloji yaşanacak ikinci bir akıllı çöküşü engellemeye kafi gelmeyecek tek başına. Söz konusu cihazlarla nasıl etkileşimde bulunacağımıza, hoşnut edecek bir menfaati nasıl devşirebileceğimize yönelik daha kapsamlı bir anlayış geliştirmek zorundayız bu sefer. Hemen hemen her ürünün başarısı, kullanım kolaylığının altında yatar aslında. Bu durum diş fırçasından tutun da, bir araba ya da bilgisayar programına kadar böyledir. Orijinal iPod, son derece basit olmasına rağmen tasarımı nedeniyle çok tutulmuştu. Basitti ama, cihazı anlamak ve doğru şekilde kullanmak için yeterli bilgiyi sağlıyordu tam anlamıyla. Şu var ki söz konusu olan şey eğer çok karmaşıksa, ne denli iyi olduğuna bakılmaksızın, birçokları kullanmayacaktır o şeyi (Bakınız HBO’nun “Silikon Vadisi”nde bu noktada sunulan muhteşem örnek).

Son zamanlarda robot ve sanal asistanlar tarafında yaşanan sürüsüne bereket üretimle beraber doğal lisan işlem süreci içerisinde bu ürünlerin ne dediğimizi büyük oranda anlamalarını sağlayan önemli gelişmelere şahit olduk. Bu noktada Siri’nin 2011 yılındaki çıkışından bu yana ne denli mesafe kat ettiğini göz önüne getirmemiz kafi olacaktır söz konusu gelişmeyi ifade etmek için. Fakat, son zamanlarda gerçekleştirilen yenilikler genel itibariyle akıllı cihazın veri girişi kapasitesini arttırmaya odaklı olma özelliği gösteriyorlar. Alexa’nın ne dediğimizi anlamasını daha da geliştirme çabalarını buna örnek olarak gösterebiliriz. Bununla birlikte edindiğimiz netice ise, maalesef kabul edilecek cinste değil. Zira her ne kadar söylediklerimizi daha iyi anlama aşamasına gelmiş olsalar da, verdikleri tepkiler tatmin edici seviyeye ulaşmadı henüz. Eğer bu şekilde cihazlarımızın bizi daha iyi anlamalarına odaklanmakla meşgul olmaya devam edersek, bu cihazların bizlerle bireysel olarak nasıl iletişim kuracaklarını öğretme gerekliliğini gözden kaçırma riskini de aynı oranda arttırmış oluruz. Tabii bu da ölümcül bir hata anlamına gelebilir.

Mesleğiniz ya da kim olduğunuzun önemi olmaksızın Siri ve Alexa gibi kişisel asistanlar hepimizle aynı şekilde iletişim kurar, aynı şekilde hitap ederler. Dananın kuyruğu işte tam da bu noktada kopuyor. Eğer maksat Siri’yi tam anlamıyla yardımcı olacak şekle getirmekse, benimle iletişim kurarken, oğlumla ya da anneannemle kurduğu iletişimden daha farklı bir  tarz benimsemeli değil mi? Siz olsanız örneğin, çocuklara başka, yetişkinlere ise daha başka muamele edersiniz, değil mi? Şu bizim meşhur ‘akıllı’ teknolojimizin de aynı şekilde davranması gerekmez mi? Acı ama gerçek; akıllı teknolojilerimiz henüz kişiselleşmiş değiller. Lakin bu durum değişmeli. Akıllı cihazlarla edineceğimiz başarı, tamamıyla buna bağlı.

Hepimiz ‘Jetsons’ çizgi filmindeki gibi cihazlarla dolu, ütopik bir gelecek beklentisi içerisinde olabiliriz. Ama eğer dikkatli olmazsak, kendimizi Skynet’in hakim olduğu ‘Terminatör’ün distopik (hayale dayanmayan, gerçeğin ta kendisi) geleceğinde bulabiliriz.

webtekno

Beğenmeyenler ?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir